
Suriye’de Ne Oldu, Bizi Ne Bekliyor?
2011 yılının baharında Dera’da bir okul duvarına kazınan o meşhur slogan, “Sıra sende doktor”, sadece bir binanın değil, koca bir coğrafyanın kaderini kökten sarsacak fırtınanın ilk kıvılcımıydı. Aradan geçen 14 yılı aşkın süre; Suriye’yi geri dönülemez bir yıkım, büyük bir insani dram ve küresel çapta hissedilen bir siyasi enkazla karşı karşıya bıraktı.
Suriye’deki süreç; 21. yüzyılın sadece en kanlı çatışmalarından biri değil, aynı zamanda uluslararası sistemin, bölgesel dengelerin ve modern siyaset düşüncesinin iflas ettiği bir tarihsel kırılma noktasıdır. Bugün, sahadaki toz duman arasından gerçeği görebilmek; sadece askeri ve teknik gelişmeleri değil, bu olayları doğuran fikirleri, kimlikleri ve stratejik kırılmaları analiz etmekle mümkündür. Zira bugün Suriye üzerine konuşmak, doğrudan Ortadoğu’nun ve dünyanın geleceği üzerine projeksiyon tutmak demektir.
Bu kapsamlı soruşturma dosyamızda; Suriye meselesini yakından takip eden, süreci teorik ve pratik boyutlarıyla ele alan değerli düşünürler, kanaat önderleri, akademisyenler ve yazarlar ile bir araya geldik. Sosyolojiden siyaset bilimine, edebiyattan jeopolitiğe kadar farklı disiplinlerden gelen uzman isimler, Suriye Devrimi’ni kendi özgün perspektiflerinden yorumluyorlar.
Devrimin entelektüel arka planından jeopolitik sonuçlarına kadar geniş bir yelpazede hazırladığımız bu çalışmada; “Suriye’de ne oldu, neden bu noktaya gelindi ve bizi ne bekliyor?” sorularına derinlikli yanıtlar aradık. Dünya ve İslam olarak devrimin 1.yılı münasebetiyle büyük altüst oluşun kapsamlı çözümlemesini gerçekleştirdiğimiz röportaj serisi ile okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz…
Suriye’de Yeni Dönem
- 8 Aralık’ta Şam’ın şaşırtıcı derecede hızlı düşüşü, bazı çevrelerce “uluslararası bir kurgu” veya “teslimiyet anlaşması” olarak yorumlanıyor. Sizce bu süreç, küresel güçlerin masadaki bir planı mıydı, yoksa Suriye toplumunun kendi dinamikleriyle ulaştığı kaçınılmaz bir sosyolojik sonuç mu? Rejimin 8 Aralık’taki ani ve hızlı çöküşü, salt askeri bir yenilgi mi, yoksa Rusya ve İran’ın sahadan çekilmesini de içeren, küresel güçler arasında varılmış daha derin bir jeopolitik mutabakatın sonucu mu?
- Sahadan gelen raporlarda, bir yanda “genel af” ilan eden bir yönetim iradesi, diğer yanda Lazkiye gibi bölgelerde “intikam” endişesi taşıyan bir kitle görüyoruz. Muhalif gruplar ve HTŞ, “örgüt refleksi”nden sıyrılıp, farklı inanç gruplarını kapsayan bir “devlet aklı” ve asayiş düzeni kurabilecek mi?
- Türkiye’de iktidar ve onu destekleyen dindar ve muhafazakâr çevre “Şam’ın kurtuluşu Kudüs’ün özgürlüğüne giden yoldur” derken, karşıt görüştekiler bu değişimin İsrail’in “böl-yönet” stratejisine ve güvenliğine hizmet ettiğini savunuyor. Sizce Şam’daki rejim değişikliği, İsrail’in kuzey sınırındaki tehdit algısını ve bölgedeki “Büyük İsrail” projeksiyonlarını stratejik olarak nasıl etkileyecek? Bir görüş “Şam’ın düşüşü İsrail’in güvenlik kuşağını tamamladı” derken, diğer görüş “Bu, Kudüs’ün özgürlüğüne giden ilk adımdır” tezini savunuyor. Yeni yönetimin Golan Tepeleri ve Filistin meselesindeki potansiyel duruşu, bu iki zıt tezden hangisini doğrulayacak?
- Uluslararası hukuka göre Suriye’nin toprak bütünlüğü esas olsa da Fırat’ın doğusunda ABD destekli fiili bir PYD/YPG varlığı söz konusu. Şam’da merkezi otoritenin el değiştirmesi, bu “terör koridoru”nun kalıcılığını ve Akdeniz’e ulaşma hedeflerini nasıl bir akıbete sürükler? Yeni yönetim bu yapıya karşı askeri bir çözüm mü yoksa müzakere mi tercih edecek?
- Batı tarihinin “ötekileştirici” pratikleri ile Orta Doğu’nun çok kimlikli yapısını kıyasladığınızda; Suriye halkı, dış müdahalelere ve iç travmalara rağmen, “intikam” yerine “birlikte yaşamı” esas alan yeni bir toplumsal sözleşmeyi inşa edebilecek mi?
- Bir dönem “terör listelerinde” yer alan HTŞ ve lideri Şara’nın, bugün Şam’da asayişi sağlayan bir aktöre dönüşmesi ve diplomatik kanalları zorlaması; Batı’nın “radikal İslam” tezlerini ile beraber düşündüğümüzde bu yeni liderlik profili küresel sistemle uyumlu pragmatik bir model arayışı mı?
- Fransız mandasından Baas rejimine uzanan “tebaa” kültüründen sonra, Suriye halkı ilk kez kendi iradesiyle bir “vatandaşlık” bilinci oluşturabilecek mi; etnik ve mezhebi fay hatları bu “ulus olma” idealini yeniden parçalayabilir mi?
- Genel af ilanı ve “kucaklayıcı” söylemlere rağmen, Lazkiye ve Tartus hattında yaşanan gerilimler ve bazı grupların rövanşist eylem iddiaları, yeni yönetimin otoritesini ve ülkenin üniter yapısını tehdit eden en büyük iç risk midir?
- Türkiye’de hem seküler hem de bazı muhafazakâr çevrelerde Suriyeli muhaliflere karşı süregelen “güvensizlik” ve üretilen dezenformasyon dalgası, sahadaki gerçeklerden kopuk bir algı yönetiminin sonucu ve tarihsel önyargıların bir yansıması mı?
- Yeni hükümetin halkın üzerindeki ağır ekonomik ambargoları kaldırmak adına Batılı aktörlerle (örneğin Trump yönetimiyle) temas kurması, bir “teslimiyet” olarak mı okunmalı, devletleşme sürecinin gerektirdiği rasyonel bir diplomasi hamlesi mi?
- Batı Avrupa tarihindeki “tek tipleştirici” ve farklılıkları yok edici pratiklerin aksine; Suriye devrimi, çok etnikli ve çok mezhepli bir coğrafyada “birlikte yaşama” modelini kurarak bölgeye özgün bir medeniyet cevabı verebilir mi?
- Tüm bu değişkenler ışığında; Suriye’yi yakın gelecekte bekleyen senaryo ne olabilir? Libya ve Irak benzeri uzun süreli bir istikrarsızlık mı, dengeleri değiştirecek, kendi ayakları üzerinde duran bağımsız ve istikrarlı bir devletin doğuşu mu?


