1. Sorunun Cevabı: Pek çok kişi ve çevrenin bu neticeyi beklemediğini söylemeliyim. Egemen dünya düzeninin ittifakı elbette bu finalde de tesirini hissettirmiştir. Yeni dönemde ABD’nin Suriye’de öne çıkan rolü ve Rusya’nın da hem ülkede devam eden fiilî varlığı hem yeni aktörlerle geliştirdiği diplomatik münasebetleri, Suriye için nasıl bir siyasal iklimin hazırlandığını kanıtlamaktadır.
2. Sorunun Cevabı: “Devlet aklı”na ulaşmanın matah bir hedef olmadığı inancındayım. Her türlü örgütlülük ancak şûrâya verdiği ehemmiyet ölçüsünde kıymete sahiptir. Özellikle İslam âlemindeki “modern devlet” arzusunun, Müslümanların hakikat üzerine layıkıyla kafa yormaktan ısrarla imtina ettiklerinin açık kanıtıdır. Ayrıca bunca acılar üreten bir iç savaştan geriye intikam duygularının kalmaması neredeyse imkânsızdır. Delik deşik edilen bir toplumsal yapıdan ıslah süreçleri beklemek fazla naiflik olur. Bahsettiğiniz farklı grupların kendi şûrâlarını oluşturmalarını tercih ederim. Yeni bir ulus devlet taklidinden kimseye hayır gelmeyecektir.
3. Sorunun Cevabı: Türkiye’deki bir kısım dindar çevrenin bahsettiğiniz söylemlerinin AKP iktidarının hamasetiyle oluştuğu, özellikle Gazze’deki soykırım savaşı münasebetiyle iyice anlaşılmış olmalıdır. Emperyalist devlet ev organizasyonlarla Filistin, Ukrayna, İran gibi sıcak coğrafyalarda pratize edilerek somutlanan egemen dünya düzeninin, Suriye’deki yeni süreçten nasıl etkilendiğine bakmak sanırım sorunuzun doğru cevabının verilmesini sağlayacaktır. İran’a, Katar’a uzanan bir dikensiz gül bahçesi olarak Suriye hava sahası, bütün direniş unsurlarının bertaraf edildiği ya da edileceği yeni ve başka bir Ortadoğu/Batı Asya gerçeği tabloyu netleştirmekte ve emperyalizmin bölgesel restorasyonunun hangi yönde işlediğini açıkça göstermektedir. Gerçeklerle yüzleşme cesareti olmayanların hamasete sığınmaktan başka bir çaresi yoktur. Unutmayalım ki güneş balçıkla sıvanmaz!
4. Sorunun Cevabı: “Uluslararası hukuk” referansının sorgulanmaksızın kabulü, Müslüman zihnin en büyük problemlerindendir. Hoşgörünüze sığınarak bunu sık sık dile getiriyorum çünkü önce bu tortulardan kurtulmak durumundayız, aksi taktirde yaşadığımız acılar deveran etmekten kurtulmaz. Sorunuz içinde geçen ve çoktan küresel bir mevzu olmuş Kürt meselesinin bilinen tanımlamalarla ele alınamayacağını öncelikli olarak işaret etmeliyim. Bununla birlikte bir başka can alıcı husus olarak şunun altını çizmeliyim: Egemenin ahlâki pozisyonu aşikârdır ancak ezilenin hikmet ve hakikatten sapması ancak kirlenmeyi derinleştirecek ve Aliya’nın mücadelenin ilkeselliklerine dâir vurgularının ihlâlinin yeni acı sonuçlarını herkese tattıracaktır. Yukarıda işaret etmeye çalıştığım şûrâların Arap, Kürt, Türkmen ya da diğer başka toplulukların haysiyeti esas alan bir yaşam kurmalarının yegâne imkân olacağına; Kur’an’ın önerisinin de bundan başka bir şey olmayacağına inanıyorum. İslam coğrafyalarında her yeni oluşum/dönem, modern ulus devlet taklidiyle muallel olduğu için dayatma ve kaoslar maalesef bitmeyecektir.
5. Sorunun Cevabı: Bu soruya yukarıda değindim ancak “toplumsal sözleşme” gibi iddialı tasavvurların emperyalizm ve onun bölgesel ortaklarının halkların iradelerine yaptığı müdahaleler dikkate alınmadan dillere dolanması ancak hakikati perdeleme vazifesi görecektir.
6. Sorunun Cevabı: İnsanlık için hiçbir paradigmatik vizyonu/söylemi/ufku olmayan hatta alabildiğine mezhepçi, şiddet tapıcısı bir zihniyete iş başı yaptırılmasına “devrim” deniliyor! Sırf şu tablo bile Müslümanların içinde bulunduğu zelil durumu özetlemeye yeter! Egemen dünya düzeni, devşirilmiş aktörlerin işbirlikçi rollerini berkitmesiyle maruftur. Mehmet Akif’in tarihten ibret almayan Müslümanlarla ilgili tespitleri bugün de fazlasıyla geçerlidir. Egemenlerin “radikal İslam” nitelemesiyle sözüm ona şeytanlaştırmak istedikleri Müslümanlara malzeme sunma yarışına girenlerin reorganize edilen Batı Asya’daki yeni rolleri açıkçası çok da hayrete düşürmüyor beni.
7. Sorunun Cevabı: Yine Müslüman zihnin “vatandaşlık” gibi modern ulus devlet kavramına kıymet atfetmesini tenkit ederek başlamalıyım: Suriye ya da başka bir bölge halkının ya da halklarının total bir iradesi yoktur. Öncelikle bu hakikati belirlemeliyiz. Bazı grupların istek ve arzularını genelleştirmek bizi her zaman yanıltacaktır. “Ulus olma ideali” de böyle… Suriye ya da pek çok başka yer, o meşhur toplum mühendisliği mezarlıklarıyla doludur. Esed zamanında da Suriye Arap Cumhuriyeti vardı, sözüm ona devrim oldu ama yeni yapının adı yine aynı! Türkiye’deki bir kısım İslamcı çevreler meselenin özüne değinmekten ısrarla kaçınıyorlar ama destekledikleri yeni oluşumda hiçbir ufuk yok; emperyalistlerle yakınlaşma ve bölgedeki direniş unsurlarını tasfiye etmekten başka!
8. Sorunun Cevabı: Üniter yapıların bir ideal olarak sunulmasının mevcut dünya düzenine dair taklidin örneği olduğunu hatırlatalım. Şiddet ve şiddeti yol olarak benimseyen bütün mücadeleler, kin ve nefret tohumları ekmekten ve onların boy vermesinden başka bir netice üretemeyeceğinden bahsettiğiniz riskler her zaman olasıdır. Atasözlerimizden yardım alalım: Rüzgâr eken fırtına biçer! Sadece Suriye ya da Batı Asya değil, bütün bir insanlık devlet, otorite ve şûrâ hakkında yeniden ve derinlemesine kafa yormalı. Sermayenin karakolları olarak vazife gören yapıları idealize etmeyi bırakmalılar.
9. Sorunun Cevabı: Bence tabloyu görmek için o kadar çabaya gerek yok. Biraz ilgi, her şeyi net bir şekilde görmeye yetiyor! Emperyalizmin ve Siyonizm’in bölgede ne yaptığı, kimin direnip kimin işbirlikçi tutum takındığı açıkça ortaya çıkmıştır. Şu Aksâ Tûfânı süreci bile en cahil kişiyi Ortadoğu/Batı Asya uzmanı yaptı! Dünya düzeninin nasıl işlediğini, Türkiye’nin rolünün fiiliyatta hangi istikâmette mücessem hâle geldiğini cümle âleme gösterdi!
10. Sorunun Cevabı: Yeni yönetimin neoliberalizmin yağma politikalarına kapılarını açarak ülkenin alabildiğine sermayeye teslim edilmesi, İsrail’in güvenliğinin temini, anti-emperyalist ve anti-Siyonist hatların tasfiyesi için Suriye paramparça edildi, Suriye halkına büyük acılar çektirildi. Zalimlerden kurtulmak bir idealse Batılıların bu idealden sonra Suriye’ye çullanması, karşılıklı ilân-ı aşklar pek bir manidar değil midir?
11. Sorunun Cevabı: Öncelikle herhangi bir devrimden bahsedilemeyeceğini tekrar vurgulamalıyım. Devrim başka bir şey ve hem teorik hem pratik boyutlarıyla ne olması gerektiği kolay anlaşılır bir sosyal süreç. Gerekçelerini yine yukarıda sıralamıştım. Varlığa, insana, hayata, ölüme, tabiata, sermayeye, modernliğe, dine, felsefeye, ilim ve sanata dair yeni ve bambaşka bir perspektifin yoğurduğu temel paradigmatik bir hat yoksa, bu hat işlenip toplumsallaşamamışsa, etkileri insanlığın farklı cephelerinde derinlemesine tartışılmadıkça hangi devrim vâr olmuş olabilir? Tasarlanmış rüyalardan sakındıralım insanları! Dolayısıyla “medeniyet” tanımı onca sorunluyken bir de bunun hangi “özgün” hâlinden bahsedebiliriz?
12. Sorunun Cevabı: İsrail’in işgalini genişlettiği, Türkiye-ABD-Rusya arasında ve körfez ülkelerinin insaf ve merhametine kalmış, kendi Kürt meselesini en çok da bu aktörlerin baskısı nedeniyle çözme iradesinden yoksun, ABD ve İsrail tarafından İran-Hizbullah hattına tavır koyması istenen mayınlı bir ülke fotoğrafı var önümüzde. Şu açık ki kolay kolay merkezî bir otorite kurulamayacak, dış müdahale ve manipülasyonlara sonuna kadar açık, İsrail’in taciz ve saldırılarına karşı zayıf; ekonomik, siyasal ve sosyal bakımdan çok boyutlu olarak tehditlere açık bir ülke… Batı Asya’da barış ve huzur ancak emperyalist fitnenin, işbirlikçiliğin mağlup ve mahkûm edildiği ve halkların devletlerin, sermayenin baskılarından kurtulup sağlam ve tutarlı fikriyatlarla beslenen şûralarla örgütlendiği günlerde gelebilir.
Özgeçmiş
Şubat 1974’te Niksar’da doğdu. Niksar İmam-Hatip Lisesi’nden ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Kurucu ve yöneticilerinden olduğu TOKAD, Özgür Yazarlar Birliği, Eğitim İlke-Sen bünyelerinde yer almakta ve 2004 yılında yayımlanmaya başlayan Tasfiye edebiyat-düşünce dergisinin editörlüğünü yürütmektedir. Yüzümüzü Ağartan, Kar Kesilen, Kiralık Meydan ve Ferhat’ın Şemsiyeleri adlı öykü kitaplarının yanı sıra İlim Yayma’nın Penceresi adlı bir de anı kitabı bulunmaktadır. YeniPencere.com sitesinde editörlük ve yazarlık çalışmalarını sürdüren Örs, 1996’dan bu yana edebiyat öğretmenliği yapmaktadır.

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

