Dünya ve İslam

 

Dr. Natalia Piskunova İle Röportaj – Avrasya’da Yeni Güç Dengeleri ve Türkiye’nin Rolü

Share

Avrasya, son yıllarda büyük güçlerin ekonomik, diplomatik ve jeopolitik rekabetinin merkezine oturdu. Avrupa Birliği’nin bölgedeki artan etkisi, Çin’in ekonomik nüfuzu, Rusya’nın geleneksel bağları ve ABD’nin stratejik hamleleri, Orta Asya ülkeleri açısından karmaşık bir denge kurma zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Bu tablo içerisinde Türkiye ise hem tarihsel bağları hem de coğrafi konumu gereği kritik bir oyuncu olarak öne çıkıyor.

Bu röportajda, Dr. Natalia Piskunova ile Avrupa Birliği’nin Avrasya stratejisini, Türkiye’nin bu denklemdeki konumunu ve büyük güçler arasında şekillenen yeni dengeleri konuştuk.

KONUK HAKKINDA

Dr. Natalia Piskunova, uluslararası ilişkiler uzmanı olup 2015 yılından bu yana Euro-Gulf Information Center (EGIC) Yürütme Komitesi üyesi olarak görev yapmaktadır. Halihazırda Roma, İtalya’da ikamet etmektedir.

Dr. Natalia Piskunova ile, İbn Haldun Üniversitesi bünyesinde Haydar Aliyev Avrasya Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen Türk Dünyası Yaz Okulu programı sırasında tanıştım. Kendisi Euro-Gulf Information Center kurumunu temsilen bulunuyordu. Avrupa’da ikamet eden ve Rus kökenli bir akademisyen olması dolayısıyla, konuya dair perspektifini merak ettim ve röportaj teklifinde bulundum. Nazikçe kabul ettiği bu teklifin ardından, sohbet havasında samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

Ahsen Nur Katırcıoğlu (ANK):

Avrupa Birliği’nin Avrasya’ya yönelik güncel yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Natalia Piskunova (NP):

Avrupa Birliği, şu anda Avrasya’da etkisini genişletmeye çalışıyor; ekonomik, sosyal ve politik anlamda aktif bir genişleme bu. Özellikle Orta Asya, AB için hem hassas hem de kazançlı bir ortak olarak görülüyor. Avrupa yatırımları açısından da bu bölge oldukça cazip. Yatırımlar sadece devlet düzeyinde değil, akademik değişim programları, uluslararası burslar ve modül dersleri gibi alanlarda da gerçekleşiyor. Örneğin Belçika’daki Ghent Üniversitesi’nde yürütülen Eurasia Platform programı, Avrasya’dan araştırmacılara bir ya da iki aylık akademik ziyaret imkanı sunuyor.

ANK:

Akademik iş birlikleri, yumuşak güç unsuru olarak gerçekten önemli. Peki, Avrupa’nın bu bölgedeki artan etkisinin arkasında enerji politikalarının da payı var mı?

NP:

Kesinlikle. AB, Avrasya’dan enerji alanında da kazanç sağlayabilir. Ayrıca bölgedeki tüketici pazarları – elektronik ürünlerden temel ihtiyaç maddelerine kadar – Avrupa ürünlerine oldukça açık. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan gibi ülkelerde Avrupa kalitesi iyi bilinir. Örneğin, Alman inşaat firmaları Kazakistan’ın Aktau bölgesine yatırım yaptı. Yol, otel ve konut projeleri gerçekleştirdiler. Bu yatırımlar genellikle Almanya ile ikili anlaşmalar üzerinden ilerliyor; devlet garantileriyle destekleniyor.

ANK:

Peki bu resmin içinde Türkiye’nin yeri ne? Hem şimdi hem gelecekte nasıl konumlanıyor?

NP:

Türkiye şu anda denge politikası izliyor. Coğrafi konumu itibarıyla hem Avrupa’ya hem Asya’ya yönelik stratejik hedefleri var. Bir yandan Avrupa ile işbirliği istiyor, diğer yandan Türk dünyası vizyonuyla Orta Asya’ya açılmak istiyor. Bu durumda Türkiye ile AB arasında bazı rekabet alanları doğabilir. Ancak işbirliği olasılığı da mevcut. Özellikle Kafkasya ve Orta Asya’da ortak programlar geliştirilebilir.

ANK:

Samarkand Zirvesi’ne Türkiye’nin katılmaması dikkat çekiciydi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

NP:

Açıkçası bu durumun net bir cevabı yok. Türkiye toplantıya mesafeli durmuş olabilir. Ancak diğer yandan Orta Asya ülkelerinin, AB, Çin, Hindistan, Rusya ve ABD gibi küresel aktörlerle daha önceden yapılmış özel anlaşmaları olabilir. Yani bu tür toplantılarda kimin davet edildiği, kimin dışlandığı çok boyutlu bir denge meselesi.

ANK:

Bu durum Türkiye’nin bölgedeki etkisini azaltmak için bir manipülasyon olabilir mi?

NP:

Manipülasyon çok taraflı. Her aktör kendi stratejik çıkarlarını korumaya çalışıyor. Çin’in Kazakistan’da AB ile rekabet içinde olması gibi, herkes alandaki etkisini artırmaya çalışıyor. Türkiye de bu güçler arasında dikkatli adımlar atıyor.

ANK:

Zirveye katılmamak Türkiye’nin tarafsızlığını korumak için yaptığı bilinçli bir tercih olabilir mi?

NP:

Bu çok muhtemel. Türkiye büyük güçlerin açık çatışma içinde olduğu ortamlarda nötr kalmaya çalışıyor olabilir. Böylece ileride yeni, taze bir öneriyle sahneye çıkabilir. Türkiye askeri değil ekonomik araçlarla etki üretmeye çalışıyor. Bu da bölge ülkeleri için cazip olabiliyor. ABD gibi daha sert görülen aktörlerin aksine, Türkiye daha “yumuşak” bir yaklaşım sunuyor.

ANK:

Ancak bazı Orta Asya ülkelerinde “ağabey” rolündeki Türkiye’ye karşı bir mesafe de hissediliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

NP:

Bu doğru. Fakat aynı çekince Çin, ABD ve Rusya için de geçerli. Her biri bölgeyi domine etmeye çalışıyor. Bu yüzden ülkeler, hangi güçle ne ölçüde iş birliği yapacaklarına dikkatle karar veriyor. Türkiye çok fazla baskı yaparsa, bölge ülkeleri başka aktörlere yönelir. Bu yüzden Türkiye daha ölçülü ve dengeli bir pozisyon arayışında.

ANK:

Dengeli bir pozisyondan kastınız Türkiye için önceliğin güvenlik olduğu mu?

NP:

Bence daha çok istikrar. Çin pazara çok hızlı ve agresif şekilde giriyor, AliExpress gibi örneklerle bunu görebiliyoruz. Türkiye ise bu yarışa çok karışmadan, kendi güvenli alanını oluşturmaya çalışıyor. Bu alan hem kendi ekonomisi hem de bölge ülkeleri için istikrarlı olabilir.

Dr. Natalia Piskunova’ya, bizimle gerçekleştirdiği bu değerli ve samimi sohbet için bir kez daha teşekkür ediyorum.

Dr. Natalia Piskunova’nın akademik çalışmalarına detaylı olarak ulaşmak isteyenler, aşağıdaki bağlantı üzerinden ilgili kaynaklara erişebilir:

🔗 https://humus.academia.edu/NataliaPiskunova

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale