Dünya ve İslam

 

Nil ve Kızıldeniz Arasındaki Gölge Oyunu

Share

Sudan’da 15 Nisan 2023’te başlayan iç savaş seneidevriyesini henüz tamamlamışken dikkatleri üstüne çeken yeni bir mahiyet kazandı. Sudan Silahlı Kuvvetleri, ülkenin orta kesiminde yoğunlaşan çatışmalarda başkent Hartum’u Hızlı Destek Güçleri’nden geri almak suretiyle kanlı iç savaşta dengeleri lehine çevirmiş oldu. Bazı tahminlere göre 150 bin kişinin ölümüne sebep olmuş fitnenin artık sona ereceğine dair aceleci ümitlere sebep olsa da sahayı tanıyanlar daha ihtiyatlı bir dil kullanmayı tercih ediyor.

Zira Sudan’daki -bilhassa- son savaş, gerçekte bir iç savaş olmaktan çok bölgesel ve küresel güçlerin ziyadesiyle müdahil olduğu çok yönlü bir kapışma; dolayısıyla fitnenin dahilî dinamikleri izale olacak olsa bile haricî faillerin kavgadaki rollerini sıfırlamak hiç de kolay olmayacak. İçsel dinamikleri itibarıyla bile yeterince karmaşık olan Sudan’daki kör dövüşü, haricî öznelerin denkleme dahil olmasıyla tam manasıyla bir hercümerç halini almış durumda. Sudan odasındaki bu büyük filleri konuşmadan iç savaşı ele almak sahada olan biteni sahiden anlamamak manasına gelecektir.

Nitekim o gölge güçler kör dövüşünü körüklüyor, taraflardan birini diğerine karşı silah, para veya savaşçıyla destekleyerek savaşın uzamasını ve daha da derinleşmesini sağlıyor. Krizde etkin olan kilit oyuncular için bu gariban ülkenin yüksek jeopolitik bir değer taşıdığı aşikâr. Bölünmüşlüğüne rağmen, geniş coğrafyası ve 45 milyonluk nüfusuyla hâlâ Afrika’nın en büyüklerinden olan Sudan, zengin altın ve uranyum rezervleri, Nil vadisinin %60’ı boyunca uzanan mümbit arazileri ve en önemlisi dünya ticaretinin %15’inin geçtiği Kızıldeniz’e olan 800 kilometrelik sahil şeridiyle tüm oyuncular için iştah kabartıcı bir görünüm arz ediyor olsa gerek.

Odadaki en büyük fil

Odadaki en büyük fil burada da şüphesiz ki ABD… Kurduğu emperyal düzen Sudan gibi stratejik bir beldeyi göz ardı etmesini imkânsız kılıyor. Şu var ki bir hedefe dönük belli bir oyun kurucu olmaktan ziyade kara kıtanın tamamında olduğu üzere Sudan’da da bulunmasının temel saiki Rusya ve Çin’in kurmak isteyebileceği oyunları bozmayı hedefliyor. Ekonomik ve jeopolitik çıkarlar ikincil, teröre karşı mücadele söylemi ise üçüncül saikler olarak devreye giriyor. 

Kola üretiminde ve benzeri içeceklerde yoğun olarak kullanılan Arap zamkının %80’ini elinde bulunduran bir ülke ABD için kıymetlidir. İsrail’in ve Gazze’nin komşusu Mısır önemlidir; Etiyopya’nın yaptığı Rönesans Barajı sebebiyle kavgaya tutuşmaya hazırlanması görmezden gelemeyeceği bir durumdur ve Sudan bu iki ülkenin tam da ortasında bulunmaktadır. Domino taşları denetlenmezse başlayacak devinimin zapt edilemez bir noktaya gelmesi işten bile değildir. Keza Çad’ın da Mısır’ın rağmına Sudan’daki kavgada HDK saflarına yabancı savaşçı ihraç etmesi bölgeyi orta vadede feci derecede istikrarsızlaştırabilir. 

Washington için endişe verici hususlardan biri de daima kendi yörüngesinde hareket eden Mısır, Suudî Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin mevzu Sudan olunca ayrışmaları ve karşıt kutuplarda yer almaları. İlk ikisi Sudan ordusunu desteklerken BAE inadına HDK’yı desteklemekte. Bu ihtilaf şimdiden sulh yoluyla çözülmezse ileride başka sahalarda da kutuplaşmalar uç verebilir ki bu da “süper” gücün işlerini zora sokabilir.

Şebab’ın Etiyopya üstünden Sudan’a sirayet etmesi tehlikesi -her ne kadar pek gerçekçi bulunmasa da- ABD’nin bölgede teyakkuz hâlinde bulunmasını gerektiren hususlardandır. Sahil kuşağının güvenliği küresel sistem için hassas bir bahis. Bu gerekçe yedekte tutularak Sudan üzerinde vesayet çabası hep yürürlükte kalacağa benzemektedir. 

Çıkarları tam tersini gerektiriyor olsaydı iç savaşı körükleyecek olan ABD, görünüşe bakılırsa Sudan’da ateşkes arzu ediyor. Yönetimin sivillere bırakılması konusunda da resmî ısrarını sürdürüyor. İç savaş başladıktan sonra ülkeye yapılan yardımları askıya alması bu kararlılığın delili sayılabilir. Biden her iki tarafa da barış çabalarını baltaladıkları ve işledikleri savaş suçları sebebiyle yaptırım uygulamaktan sakınmamıştı.

Kızıldeniz’de deniz üssü hevesi

Bu tutum, kıtadaki etkilerini kırmak istediği Rusya ve Çin’e ciddi bir alan açtı. ABD ilişkileri askıya alınca Rusya’ya gün doğdu. Kirli işlerinde kullandığı Wagner’in African Corps yapılanması marifetiyle HDK’yı destekledi. Afrika’daki nüfuzunu artırmak üzere enerji kaynaklarına odaklanan Rusya, kıtada kuzey-güney ve doğu-batı hattında iddialı operasyonlara yönelmişken bu iki hattın kesiştiği nokta olan Sudan’ı zaten es geçemezdi. 

Ukrayna’yla savaşından ötürü maruz kaldığı yaptırımları aşabilmek için Sudan’ın altınları onun için daha bir kıymetli hâle geldi. M-Invest şirketi vasıtasıyla ambargoları aştığı yönünde hâkim bir kanaat söz konusu. İç savaşın ilk döneminde Wagner’in HDK’yı desteklediği ayyuka çıkınca Ukrayna da özel kuvvetlerinden küçük bir birliğini Sudan ordusuyla birlikte savaşmak üzere bölgeye yollamıştı. Gelgelelim köprünün altından çok sular aktı.

Son bir yıldır Rusya taraf değiştirmiş durumda. Daha doğrusu gerek ordu kumandanı El-Burhan ile gerek HDK kumandanı Dagalo ile sıkı bağlar kuran Putin yaptırımları atlatmak için ikisinden de altın alımı gerçekleştirmekte. Fiilî desteğini ordudan yana kullanmaya başlamasının sebebiyse Kızıldeniz’de deniz üssü hevesi. Zira sıcak denizlerdeki nadide limanı, Beşşar Esed devrilince tehlikeye düşmüş durumda. Kızıldeniz’e erişim sağlayacak bir liman da şimdi eskisinden daha kıymetli. Port Sudan yakınlarında bir üs Putin için tadından yenmez.

Çin ise bildiğiniz gibi; yol, demiryolu, köprü, boru hattı, tekstil fabrikası yatırımlarıyla nüfuz mücadelesinde tahkimat yapmaktan geri durmuyor. Sudan petrolünün önemli bir ithalatçısı olarak savaş esnasında bile petrol üretimini artırmak için iş birliği anlaşmalarını yeniden müzakere konusu ediyor. ABD’nin bu nüfuz çabası karşısında ekonomik ve siyasî karşı hamleler yapabilmesi hiç de ucuza mal olmayacak.

            Şeytanla bile iş tutmaya hazır

Mısır, Suudî Arabistan ve BAE’ye gelince… Mısır kapı komşusu olarak Sudan’daki kargaşadan en fazla müteessir olacak ülke konumunda. Akrabalık bağları hasebiyle mülteci akınının -şimdiden 1,2 milyon kişi- ilk hedeflerinden biri olmak, zaten kötü olan ekonomisine ilave bir kambur sayılıyor. Etiyopya’nın Nil üstündeki baraj projesine karşı Sudan’la birlikte hareket edebilmesi de hayatî önemde. Bu yüzden onu muhakkak surette kendi hizasında tutması gerekiyor. Birlikte hareket edemezlerse Nil’deki davalarını kaybederler çünkü.

            Sudan başarısız bir devlet olursa Mısır da peşinden sürüklenecektir. Bu yüzden ülkenin belkemiği olan ordunun yanında durmayı doğru buluyor. Yaptığı onca darbeyle istikrarsızlığın baş müsebbibi olsa da şayet istikrar sağlanabilecekse bunu başarabilecek yegâne güç olarak yine orduyu görüyor. Öte yandan ordunun esas olduğu bir müttefik, kendi modeli için de teyit edici bir işlev görüyor. Mısır’ın tavrı net; Sudan ordusunun da. El-Burhan, darbeyi gerçekleştirdikten sonra ilk uluslararası gezisini Mayıs 2019’da Sisi’yle buluşmak üzere Kahire’ye gerçekleştirmişti. 

Sudan, Afrika kıtasını Ortadoğu’ya bağlayan bir köprü konumunda ve bunun manasını en iyi anlayan ülke de Suudî Arabistan. Orayı kendine yakın tutmak adına Beşir döneminden beri finansal desteğini eksik etmedi. Yemen savaşında 2015’te Husilere karşı Sudan ordusunun asker göndermesi böylece mümkün olabildi. Yanında tutabilmeli ve kaosa sürüklenmesine izin vermemeli. Aksi hâlde Kızıldeniz’in beri yakasındaki Vizyon 2030 gibi onca mega proje ölümcül risklerle yüz yüze kalabilir.

             Mega projelerde Riyad’la yarışan BAE ise OPEC içinde üretim kotaları gibi konularda ihtilaf yaşamakla kalmayıp Sudan madenleri, arazileri üstünde de sert bir rekabetin tarafı durumunda. Bu meyanda Sudan, Körfez’deki güç rekabetinin kurbanından başka bir şey değil. İhvan’a karşı Sisi’yi Suud’la birlikte destekleyen BAE “İhvan kalıntıları” ile iş tuttuğu gerekçesiyle mevcut Sudan cuntasına karşı tavır almayı daha tutarlı buluyor. İslamcılığa karşı Libya’da olduğu gibi şeytanla bile iş tutmaya hazır nitekim.

            Ne ki onca yatırım yaptığı Mısır’la da yolları altın ticareti sebebiyle ayrılmış durumda. HDK lideri Dagalo, milislerini finanse edebilmek için madenlerden çıkarttığı altınları Dubai’ye yolluyor. Ordunun başındaki El-Burhan ise Kahire’ye. Buna mukabil BAE Çad’daki üssü üzerinden HDK’ye her türlü desteği aktarıyor. El-Burhan ise BAE ile yaptıkları liman anlaşmasını iptal ederek misillemede bulunuyor. Maliye bakanına bakılırsa “olanlardan sonra BAE’ye Kızıldeniz’de tek bir santimetre bile vermeyeceğiz.”

             Devlet inşası ve asayişin sağlanması

Son olarak Türkiye’nin rolüne bakacak olursak tarihî bağlarından ötürü meseleye hassasiyetle yaklaştığını söyleyebiliriz. Fitnenin başından itibaren iki tarafı da sulh ve istikrara çağırmış ve bunu bir denge politikası şeklinde sürdürmüştür. İran ve Rusya gibi alengirli yollardan ticaret sevdasına da düşmeden ticaret hacmini artırarak karşılıklı maslahatı sağlamaya çalışmıştır. Krize bilhassa insanî boyutuyla ve yapıcı bir niyetle yaklaşarak, yardımlar yoluyla insanî diplomasiyi ön plana çıkarmıştır. Maksat Türkiye’nin devlet karakteriyle oldukça uyumlu ve tutarlıdır: Devlet inşası ve asayişin sağlanması.

            Nitekim çabalar sonuç verdi ve Türkiye’nin SİHA desteğinin de kazandırdığı ivmeyle Sudan ordusu rakibini başkentten tasfiye etmeyi başardı. Bu zafer Türkiye’yi hızla ön plana çıkarttı. Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla Abdulfettah el-Burhan’ın 11 Nisan’da Türkiye’yi ziyaret edecek olması bu manaya geliyor. Bu elbette ki sadece bir teşekkür ziyareti değil. Görünen o ki bundan sonraki yol haritası Ankara’yla dayanışarak çizilecek ve Türkiye bundan sonraki süreçlerde merkezî bir konumda olmayı sürdürecek. Türkiye’nin hamlelerini Mısır’la yakınlaşmasıyla birlikte ele almak bütünlüklü bir okuma için oldukça işlevsel. Nil’in bir ucundaki bu birliktelik Gazze konusunda da müşterek davranma ihtimalini artıracaktır. Bunun ne yönde olacağını ise zaman gösterecektir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale