Yazar: Soumaya Gannuşi
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
İsrail Başbakanı, bir zamanlar Yahudilere zulmeden ve kesinlikle tekrar zulmedebilecek olan nefret güçleriyle işbirliği yapıyor. Son günlerde, İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amichai Chikli, aşırı sağcı Tommy Robinson’ı İsrail’e davet etti. Bu hareket, diplomatik bir nezaketten çok, ideolojik bir kucaklaşma olarak görülmelidir. Chikli, Robinson’ı “İsrail ve Yahudi halkının gerçek bir dostu” olarak selamladı ve onu “radikal İslam’a karşı cephede cesur bir lider” olarak övdü. X (eski adıyla Twitter) platformunda birlikte “daha güçlü dayanışma köprüleri kuracaklarına, terörle mücadele edeceklerine ve Batı medeniyetini savunacaklarına” dair yemin ettiler.
Ancak bu durum dayanışma değil, tehlikeli bir stratejidir. İsrail, açıkça Avrupa’daki aşırı sağcılarla ittifak kuruyor ve İslamofobiyi siyasi bir araç olarak kullanıyor. Robinson, kariyerini Britanya’daki Müslümanlara karşı nefreti körükleyerek, işçi sınıfı kasabalarında kalabalıkları yönlendirerek ve bağnazlığı performansa dönüştürerek inşa etti. Şimdi ise İsrail hükümeti, onu bu sebeplerden ötürü ödüllendiriyor.
İroni neredeyse İncil’deki gibi bir duruma işaret eder: “Antisemitizmle mücadele” bakanı, onu körükleyen güçlerle işbirliği yapıyor. Britanya Yahudi cemaati bu duruma endişeyle tepki gösterdi. İsrail’in en sadık destekçilerinden biri olan Temsilciler Meclisi, Robinson’ı “Britanya’nın en kötü yanlarını temsil eden bir haydut” olarak tanımladı. Dikkat çekici bir açıklamada, meclis, Chikli’yi “Robinson’ı ve savunduğu her şeyi tamamen ve tutarlı bir şekilde reddeden” Britanya Yahudilerinin ezici çoğunluğunu görmezden gelmekle suçladı. Yahudi Liderlik Konseyi ise, bu tür ittifakların aşırılıkla mücadele ve toplumsal bütünleşmeyi teşvik etme çabalarını baltaladığı konusunda uyarıda bulunarak, bu tür ittifakları kınadı.
Ahlaki Kopuş
Bu, diplomatik bir yanlış adım değil; bir ahlaki kopuştur. İsrail liderliği, Yahudi toplumlarının uzun zamandır uyardığı kişilerin yanında yer almayı tercih etti. İsrail’in Robinson’ı kucaklaması, münferit bir eylem değil; Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, İslam’ı Batı medeniyetinin düşmanı olarak resmeden dünya görüşünün bir devamı niteliğindedir. İsrail, aşırı sağcı figürlerle ittifak kurarak kendini “Batı medeniyetinin” öncüsü, hayali bir Müslüman tehdidine karşı ilk savunma hattı olarak konumlandırıyor.
Ve bu yaklaşımın sonuçları şimdiden görülmeye başladı. Robinson, sadece birkaç hafta önce Londra’da, eşi benzeri görülmemiş bir ırkçı yürüyüşe öncülük etti. YouTuber Niko Omilana’nın yaptığı tüyler ürpertici araştırma, Müslümanların sınır dışı edilmesini ya da öldürülmesini isteyen katılımcıları kaydetti. Bir kadın, siyahi bir kişiye karşı kullanmak üzere bıçak taşıdığını gururla anlattı. Sahnedeki ana konuşmacılardan biri “İslam bizim gerçek düşmanımız. İslam’dan kurtulmalıyız.” diyordu. Bu sözler uçlarda söylenen ifadeler değildi; gösterinin ana korosuydular. Ve şimdi, gösteriye liderlik eden adam, İsrail hükümetinden bir bakan tarafından kutlanıyor.
Netanyahu’nun beslediği canavar, bir zamanlar halkını avlayan canavarla aynı. Netanyahu, Avrupa’daki İsrail karşıtı eleştirileri “büyük Müslüman nüfusa” bağlıyor ve “Avrupa’nın kontrolsüz göçle fethedildiğini” iddia ediyor. Avrupalı liderlere, “Timsahı beslemeyin, çünkü o İsrail’i yedikten sonra sizin peşinize düşecektir.” diye uyarılarda bulundu. Ancak tarih başka bir gerçeği ortaya koyuyor: Avrupa’daki Yahudileri yiyen timsah kefiye değil, gamalı haç takıyordu. Netanyahu’nun şu anda beslediği canavar, bir zamanlar halkını avlayan canavarın ta kendisi.
Faşizmin Mirasçıları
İsrail ile aşırı sağ arasındaki bu flört sıradan bir flört değil. 2018’de, İsrail yanlısı katı Orta Doğu Forumu, Robinson’ın hukuki savunmasını finanse ettiğini ve Londra’daki “Tommy’yi Serbest Bırakın” mitinglerini düzenlediğini itiraf etti. Forum’un direktörü Gregg Roman, daha önce İsrail Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarında çalışmıştı. Başkan Daniel Pipes, Güney Yoksulluk Hukuku Merkezi tarafından “Müslüman karşıtı aktivist” olarak tanımlandı. İsrail, bu yıl daha da ileri gitti; Avrupa’daki en aşırı sağcı üç partiye – Fransa’nın Ulusal Birlik Partisi, İspanya’nın Vox Partisi ve İsveç Demokratları – uyguladığı diplomatik yasağı kaldırarak onları Kudüs’te bir konferansa davet etti. Avrupa’daki Yahudi liderler bu etkinliği tiksintiyle boykot etti, ancak Netanyahu, İsrail’in dostlarını faşizmin mirasçıları arasında seçti.
Bu durumun bedeli, Britanya genelindeki İslamofobinin yükselişinde yatmaktadır. Dini kaynaklı nefret suçlarının neredeyse yüzde 40’ı artık Müslümanları hedef alıyor. İçişleri Bakanlığı, geçen yıl, on yıldan uzun bir süre önce kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en yüksek sayıya ulaşan dini nefret suçlarında yıllık yüzde 25’lik bir artış kaydetti. Tell Mama, bu yılın Haziran ve Eylül ayları arasında camilere ve İslam merkezlerine yönelik saldırılar da dahil olmak üzere 900’den fazla olay kaydetti. Aynı zamanda, İsrail’in benimsemiş olduğu aynı aşırı sağcı etkili kişiler tarafından yayılan komplo teorileriyle körüklenen çevrimiçi taciz de patladı.
Bu bir tesadüf değil, bulaşıcı bir süreçtir. Tel Aviv’den Londra’ya kadar aynı senaryo tekrarlanıyor: Bizden nefret ediyorlar, bizi tehdit ediyorlar, medeniyeti savunmalıyız. Ve bu senaryo, Britanya’daki politikacılar tarafından da yansıtılmaktadır. Manchester’daki son sinagog saldırısının ardından bakanlar, Filistin yanlısı gösterileri kamu düzenine tehdit olarak sunarak kısıtlamaya çalıştılar. Yahudi insan hakları aktivistleri, bu hamlelerin yalnızca bölünmeleri derinleştireceği ve Yahudileri ve Müslümanları birbirine düşürmeye çalışanların zafer kazanacağı konusunda uyardı. Nefreti kınayan aynı hükümet, şimdi dayanışmayı suç sayıyor.
Uyanık Liberal Elitistler
Korku iklimi yoğunlaşırken, Gazze’deki kıtlığı “tamamen yalan” olarak nitelendiren ve protestocuları “faydalı aptallar” olarak adlandırmasıyla bilinen İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Sharren Haskel, geçtiğimiz hafta sonu Manchester’da kurşun geçirmez bir yelek giyerek ortaya çıktı ve İngiltere sokaklarında artık “güvende” hissetmediğini söyledi. Görüntüler sosyal medyada viral oldu: Kendi hükümeti Robinson için kırmızı halıyı sererken, İngiltere’de vücut zırhı giyen bir İsrailli yetkili.
Channel 4’ten Cathy Newman, Haskel’a daveti kınaması yönünde baskı yaptığında, Haskel bunu reddederek “İnsanların fikirlerini söyleme hakkı ve izni olduğunu” ifade etti. Haskel’in reddetmesi oldukça anlamlıydı. Haskel, Temsilciler Meclisi’ne Yahudi toplumuna ihanet eden “uyanık liberal elitistler” diye saldıran bir adamın davetini savunurken, Netanyahu hükümetini “muhafazakarlar” ve “gerçek Siyonist Yahudiler” olarak övdü.
İroni derinleşiyor. Robinson, Britanya’daki Yahudi liderlerini “uyanık liberaller” olarak tanımlarken, Netanyahu, ABD’deki siyasi sağdaki eleştirmenlerine “uyanık Reich” diyerek saldırıyor; onları yalnızca İsrail’in eylemlerini sorguladıkları için Nazilere benzetiyor, oysa kendisi Avrupa’daki gerçek aşırı sağcılar ve gerçek antisemitistlerle coşkuyla aynı safta yer alıyor. İki adam aynı ilahiyi söylüyor: Yahudi veya Hristiyan olsun, muhalifleri “uyanık” olarak damgalayan Müslüman karşıtı bir kampanyada birleşiyorlar.
Model giderek daha belirgin hale geliyor. Chikli bu hafta daha da ileri giderek, İngiliz lider Robinson’ın davetini kınadıktan sonra Başbakan Keir Starmer’a “Filistinli” diyerek alay etti. Bu hakaret çok açıktı: “Filistinli” olarak anılmak, artık Netanyahu’nun müttefiklerinin dilinde bir suçlama haline gelmiştir.
İslamofobiyi Körüklemek
Netanyahu’nun aşırı sağla ittifakı bir güç gösterisi değil, bir zayıflık belirtisidir. Avrupa’yı Müslüman vatandaşlarına karşı kışkırtabilirse, Filistin’e duyulan sempatiyi de yok edebileceğine inanıyor. Ancak planı başarısız oluyor. Washington Post’un geçen hafta yaptığı bir anket, Amerikalı Yahudilerin yüzde 61’inin İsrail’in Gazze’de savaş suçu işlediğine, yaklaşık yüzde 40’ının ise soykırım işlediğine inandığını ortaya koydu. Britanya’da ise Yahudi toplumunun temsilcileri artık Filistinliler için adalet çağrılarına öncülük ediyor.
İsrail’in Tommy Robinson’ı kucaklaması güven değil, çöküştür. Antisemitizmle mücadele ettiğini iddia eden bir devlet, şimdi de onun mimarlarını kucaklıyor. Netanyahu, Müslümanları şeytanlaştırarak ve Avrupa genelinde İslamofobiyi körükleyerek Filistin’e duyulan sempatiyi azaltabileceğine ve dünyanın vicdanını susturabileceğine inanıyor. Ancak bunu yaparken, bir zamanlar Yahudilere musallat olan güçleri serbest bırakmış oldu.
İroni acımasızdır. Netanyahu, İsrail’i korkuyla korumaya çalışırken, dünyanın dört bir yanındaki Yahudileri tehlikeye atıyor. Körüklediği nefret içeride kalmıyor; değişiyor, dolaşıyor ve bulabildiği her türlü farklılıktan besleniyor. Bir koruma ittifakı kurduğunu sanan Netanyahu, aslında zulmün ateşini körüklüyor. Bugün Müslümanların aşağılanmasına tezahürat eden kalabalıklar, yarın Yahudilere de ateş açacaktır. Birini besleyen nefret güçleri, diğerini de besleyecektir. Her zaman böyle olmuştur.
İsrail liderleri, bölünme mimarlarıyla işbirliği yaparken, tarihin asla unutmayacağı bir gerçeği dünyaya hatırlatıyor: Bir kez serbest bırakılan nefretin efendisi yoktur; kendisini besleyen her şeyi yiyip bitirir.
Kaynak: https://www.middleeasteye.net/opinion/how-netanyahus-war-islam-fuels-antisemitism-europe

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

