Jeffrey Epstein ile İsrail arasındaki ilginç bağlantıları gün yüzüne gösterir nitelikle belgeler ve yazışmalar ortaya çıkmaya devam ediyor.
Yakın zamanda Drop Site News isimli bir haber sitesi tarafından analiz edilen e-mail yazışmaları Yoni Koren isimli bir İsrail ajanının, eski Savunma Bakanı Ehud Barak’ın baş danışmanı olduğu bir dönemde, Epstein’in Manhattan’daki evinde haftalarca kaldığı ortaya çıktı.
Yoni Koren uzun yıllar İsrail askeri istihbarat servisi AMAN’da görev almış, Ehud Barak’ın savunma bakanı olarak görev yaptığı 2007-2013 yılları arasında ise kendisine baş danışmanlık yapmıştı. Görevi boyunca hem Barak’la AMAN arasında bilgi akışını sağladığı hem de Barak’ın İsrail’in savunma teknolojileri ve siber güvenlik kapasitesinin geliştirilmesine yönelik temas ve müzakerelerde Barak adına sahada aktif rol oynadığı kaydediliyor. Bununla birlikte, Ehud Barak’ın kabineden ayrılmasının ardından da bu görevine devam ettiği tahmin edilmektedir. Koren, 2023’te kanser sebebiyle hayatını kaybetmiş, Barak ise onun için “rolüne, IDF’ye ve devlete sonsuz sadakatle bağlı, yetenekli bir istihbarat subayı” demişti.
Epstein’in kişisel takvim kayıtlarından anlaşıldığı üzere, Koren’in 2013–2015 yılları arasında Epstein’e ait mülklerde farklı sürelerle, en az üç kez kaldığı görülmektedir. Sızdırılan e-postalar ise bu ziyaretlerin büyük bölümünde Koren’in Epstein ile doğrudan temas hâlinde olduğunu ve söz konusu temasların çoğunun Barak’ın yönlendirmesiyle gerçekleştiği gösteriyor. Handala isimli Filistin yanlısı hacktivist bir örgüt tarafından hacklenerek ortaya çıkarılan ve bir sızıntı arşivi olarak çalışan Distributed Denials of Secrets tarafından yayınlanan e-postaların, oldukça kısa ve bağlamdan yoksun olduğu, şifreli detaylar içerdiği görülüyor. Buna rağmen Epstein’in İsrail devlet kurumları ve aktörleriyle nasıl bir ilişki içerisinde olduğuna dair önemli bulgular içeriyor.
2015 yılı Şubat-Mart ayları arasında yapılan bir dizi yazışma bu üç isim arasında çeşitli görüşmelerin ayarlandığını, bir paket teslimi yapıldığını ve belirsiz bir para transferi girişiminde bulunulduğunu göstermekte. 14 Şubat’ta Barak’la Epstein arasındaki bir yazışma ikisinin yüzyüze görüşme çabasıyla ilgiliyken, muhtemelen gerçekleşen bu görüşmenin ardından, 23 Şubat’ta Barak, Epstein’e Yoni Koren’e ait Citibank hesabının transfer bilgilerini iletiyor. Muhtemel bir para transferi için iletilen hesap bilgileriyle birlikte içeriğe ya da amaca dair herhangi bir açıklama yer almıyor. Dolayısıyla bu transferin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği ya da ne amaçla planlandığı bilinmiyor. Bildiğimiz bir şey ise Koren’in bu süreçte emekli olmasına rağmen Barak adına çalışmaya devam ediyor olması ve New York’a yaptığı ziyaretlerde Epstein’in evinde kalıyor olması…
Birkaç gün sonra, Barak’ın Koren’e gönderdiği bir başka e-posta, içerisinde kulaklık ve bir banka kartı bulunan bir paketin belirli bir adresten alınarak iade edilmesini ve işlemin tamamlandığına dair kendisine bilgi verilmesini talep ediyor. Koren, istenen işlemi tamamladıktan sonra Barak’a bunu bildiriyor ve kendisinden kartı bir süre daha saklaması isteniyor. Tüm bunlar pek de sansasyonel bilgi içermeyen, normal bir akış gibi görünse de, gerek Jeffrey ve Barak arasındaki para transferi konusunun, gerekse Koren’in Barak adına yaptığı ayak işlerinin pek alışılageldik olduğunu söyleyemeyiz. Muhtevasını ileri belge veya kanıtlar ortaya çıkmadan asla bilemeyeceğimiz bu yazışmaların taraflar arasında bir tür kodlu iletişim olma olasılığının oldukça yüksek olduğu kaydediliyor. Nitekim, 2013’te Edward Snowden tarafından sızdırılan ABD İstihbarat belgeleri hem Ehud Barak’ın hem de “yüksek öneme sahip hedef” olarak tanımlanan Yoni Koren’in ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) tarafından izlendiğini ortaya koymuştu. Normalde birçok yazışmalarını İbranice gerçekleştiren Koren ve Barak’ın bu alışveriş konusunu İngilizce konuşuyor olmaları ayrıca bir soru işareti olarak durmakta…
Her ne kadar bu belgeler tam bir bağlam sunmasa da yazışmalar, Epstein’in takvim kayıtları, içeriği tam olarak anlaşılmayan para transferleri ve paket teslimleri daha geniş bir perspektifte, Epstein–Barak–Koren arasındaki istihbarat, diplomasi ve güvenlik boyutları olan çok katmanlı bir ilişki ağına işaret etmektedir.
Koren’e dair bu e-postalardan önce de Barak’ın 2013–2016 yılları arasında Epstein’le sürekli temas hâlinde olduğunu gösteren yazışmaları kamuoyuna yansımış, Barak bu belgelerin ortaya çıkmasından Başbakan Netanyahu’yu sorumlu tutmuş ve durumu bir “komplo” olarak nitelendirmişti. Ancak sızdırılan materyaller, bu ilişkinin komplo iddialarıyla sınırlandırılamayacak kadar somut ve derin olduğunu göstermektedir. E-postalar, Epstein’in adeta gayriresmî bir irtibat görevlisi gibi hareket ederek Suriye, Rusya ve İsrail eksenindeki diplomatik temasları organize ettiğini; Rus siyasi çevrelerinden Barak’a bilgi aktardığını, İsrail’in Moğolistan ve Fildişi Sahiliyle yapacak olduğu siber güvenlik anlaşmalarının şekillenmesinde rol oynadığını; hatta Barak’ın dış politika girişimlerine dair stratejik tavsiyelerde bulunduğu ve kendisine finansal destek sağladığını ortaya koymaktadır.
Moğolistan örneği bu ilişkinin en somut ayağıdır.
2013 yılından itibaren Epstein ile Barak arasında Moğolistan’daki enerji ve maden yatırımları ve daha sonrası için planlanan bir güvenlik iş birliği hakkında yoğun bir yazışma trafiği başlamış; Epstein hem görüşmeleri organize etmiş hem de Barak’ın Moğolistan’daki ekonomik girişimlerine doğrudan finansman sağlamıştır. Ortaya çıkan e-postalarda ikisinin arasında günlük ve oldukça samimi yazışmaların yapıldığı, Barak’ın Moğolistan’daki bir toplantısından önce Epstein’den acil bir telefon beklediği, Barak’ın bir ödeme için Epstein’den destek talep ettiği ve Esptein’in hem yapılan görüşmeleri koordine ettiği hem de Barak’a yapmakta olduğu yatırımlarla ilgili tavsiyelerde bulunduğu anlaşılıyor. İki isim arasındaki iletişim 2016 Nisan’ında, Epstein’in yakın çevresindeki Ghislaine Maxwell’in yargılandığı haftaya kadar devam etmiş olduğu görülüyor. Bu olayın hemen ardından yazışmaların kesilmesi dikkat çekiyor. Ancak bu ikilinin attığı temeller üzerine 2017 yılında İsrail ile Moğolistan arasında resmî bir siber güvenlik iş birliği anlaşmasının yapıldığı kaydediliyor.
Benzer bir hikâye ise 2011-14 yılları arasında yaşanan bir siyasi kriz sonrasında Fildişi Sahili’nde gerçekleşmiş, Ehud Barak’ın savunma bakanı olduğu dönemde Fildişi Sahili’ndeki yeni yönetimle gizli bir güvenlik-istihbarat anlaşması yapılmıştır. Sızdırılan belgeler, Epstein’ın bu süreçte Barak’a yalnızca devlet yetkilileriyle perde arkasından görüşmeler ayarlamakla kalmadığını; Barak’ın Başkan Alassane Ouattara’nın aile üyeleriyle bağlantı kurmasını kolaylaştırdığını ve ülkede kurulması planlanan İsrail menşeili bir siber güvenlik ağının finansmanı ile operasyonel detaylarının şekillenmesine de katkıda bulunduğunu göstermektedir.
Son olarak değinilmesi gereken önemli bir mesele de Epstein’in Barak’ın Ortadoğu politikaları için yürüttüğü bir arka kapı diplomasisidir. Sızan e-postalar Epstein ve Barak’ın Suriye iç savaşının özellikle kızıştığı bir dönemde, 2013-2016 yılları arasında, Rusya’yı belli politikalara ikna etmek için sürekli olarak yazıştıklarını ve Putin’le görüşme sağlamak amacıyla arka kanallar aradıklarını ortaya çıkarıyor.
Ehud Barak, bu dönemde Esad’ın devrileceğine dair güçlü bir inanç taşımaktaydı.
Hatta Münih’te katıldığı bir konferansta, İsrail’in Suriye’ye saldırısı üzerine (Ocak 2013) yaptığı değerlendirmede, “Esad’ın düşüşünün yakın” olduğunu, “Söylediğimiz şeyin arkasında dururuz” sözleriyle vurgulamış ve bu gerçekleştiğinde hem İran’a hem de Hizbullah’a büyük bir darbe vurulacağını söylemişti. Tarihin bu noktasına geldiğimizde bunun 2024 Aralık’ına kadar gerçekleşemediğini görüyoruz ancak, o dönem için İsrail güvenliğindeki başat isimler Suriye’yi istiktarsızlaştıracağı düşüncesiyle Esad’ın devrilmesini istemekteydi. Bu açıdan Barak’ın Putin ile kapalı kapılar ardında görüşme çabası ve Epstein’le yaptığı iş birliği daha anlamlı hale geliyor.
19 Mayıs 2013’te gönderilen bir e-postada Barak’ın, “Anahtarları Kremlin Tutuyor” başlıklı bir köşe yazısı taslağını Epstein’e ilettiği ve bir gün sonra yorumlarla dolu bir geri dönüt aldığı görülüyor. İkilinin birlikte hazırlamış olduğu yazının detaylarında, “Esad rejiminin meşruiyetini kalıcı olarak kaybettiğinin kabul edilmesi ve Rusya’nın savaşı hızla bitirmek için liderliği üstlenmesi gerektiği’’; aksi takdirde Suriye’nin ‘‘kanlı katliamlarla dolu yıllar’’ göreceği” yer alıyor. İkili asıl meselenin Rusya’nın Esad’ı ayrılmaya ikna edip etmeyeceği olarak gördüğü anlaşılıyor.
Yine ortaya çıkan e-postalarda Epstein’in, Barak’ın Suriye ile ilgili gündemini kapalı kapılar ardında Rusya ile görüşebilmesi için Avrupa ve ABD’deki ağı üzerinden Barak’ı ilgili kişilerle bir araya getirmeye çalıştığı görülmekte. Ayrıca Epstein’in, Putin’in yakın çevresinden Barak’a bilgi sızdırdığı ve Barak’ı nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda sıklıkla yönlendirdiği anlaşılıyor. 9 Mayıs 2013 sabahında Barak Epstein’e, “Uyanık mısın? Eğer öyleyse, lütfen ara,” diye yazmış, muhtemel bir telefon görüşmesinin ardından ise “Jeff, lütfen bu bilgiyi arkadaşlarımızla paylaşma” şeklinde ayrı bir e-posta göndermiş. Epstein’in cevabı ise oldukça ilginç: “Tabii ki paylaşmam. Putin’e Moskova’ya geleceğini söylemelisin. Özel bir görüşme isteyip istemediğini sor.”
Ehud Barak, 2013 yılı mart ayında resmî olarak görevinden ayrılmasına rağmen, ortaya çıkan tüm bu yazışmalardan anlaşıldığı üzere, sakin bir emeklilik hayatı yerine kapalı kapılar ardında diplomasi yürütmeye devam etmiş gibi görünüyor. Bu süreçteki en yakın temasının, bir pedofili suçlusu ve insan kaçakçısı olarak yargılanmış olan Jeffrey Epstein olması, durumun çarpıklığını gözler önüne sermekte. Epstein’in, kendisini apolitik bir finansçı olarak tanımlamasının aksine; derin siyasî bağlantılara, anlaşma yapma, sorun çözme ve ülkelerin dış politikalarına küçük dokunuşlar yapabilme potansiyeline sahip bir suçlu olması ise meseleyi iyiden iyiye trajikomik bir hale getirmektedir.
Epstein davasıyla ilgili yeni iddialar, beklenmedik fotoğraf kareleri ve yargılama sürecinden sızan belgeler sürekli yenilenen bir gündem olarak önümüze düşmektedir ve düşmeye devam edecektir. Nitekim ABD eski başkanı Bill Clinton, Donald Trump, İngiltere kraliyet ailesi üyesi Prens Andrew ve kritik birçok isim daha dosyalarda adının geçmesiyle gündeme gelmektedir. Soruşturmanın hâlâ nihai bir sonuca ulaşmamış olması ve önemli belgelerin kamuoyuyla tam olarak paylaşılmaması ise dosyanın bir komplo teorisi edasında varlığını sürdürmesine yol açmaktadır. Buna rağmen, sızıntı e-postalar, hacklenen dosyalar, kamuoyuna yayılan fotoğraflar ve US House Oversight Commitee’nin yayınlamış olduğu verilerden oluşan bu uzak resim bile Epstein meselesinin alelade bir suç dosyası olmadığını dünya siyasetinin çarpık, tiksinç ve sürpizlerle dolu bir parçası olduğunu bizlere göstermektedir.
Şeyda Karabatak Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünden 2020’de mezun olmuş ve İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji bölümünde “Changing Experiences of Marriage and Masculinity in Turkey: Turkish Men’s Transnational Marriages to Indonesian Women in the Black Sea Region” başlıklı tezini 2023 yılında tamamlamıştır. Şuanda Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsünde Ortadoğu Sosyolojisi ve Antropolojisi Doktora Programında çalışmalarını sürdürmektedir. Akademik ilgi alanları sosyal antropoloji, toplumsal cinsiyet ve erkeklik, Ortadoğu sosyolojisi, post-kolonyal teori ve etnografik araştırma yöntemleri üzerine yoğunlaşmıştır.

