Dünya ve İslam

 

Gazze Soykırımı ve Dünya Sonu

Share

7 Ekim 2023’te gerçekleşen El-Aksa Tufanı hadisesinin ardından İsrail’in Gazze’de başlattığı askeri saldırı, bütün dünyanın gözleri önünde bir soykırıma dönüştü. ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa ve Almanya’nın koşulsuz desteğiyle İsrail, dünyanın gözü önünde bu soykırımı gerçekleştirdi ve gerçekleştirmeye devam ediyor.

İsrail, teknolojik ve askeri açıdan gelişmiş bir devlet olmasına rağmen yapısal kısıtlara ve sorunlara sahip bir devlettir. Askeri açıdan, ham madde ve savunma ihtiyaçları bakımından dışa bağımlıdır. Bu nedenle ABD ve Avrupalı devletlerin desteği olmadan İsrail’in bu soykırımı gerçekleştirebilmesi oldukça zordu. ABD ve Avrupalı liderler, “İsrail’in kendini savunma hakkı var” gibi yüz kızartıcı bir argümanla bu soykırımın doğrudan ortağı oldular. Batı’nın Gazze Soykırımı’na ortak olması, verdiği silah yardımları ve sağladığı siyasi destek nedeniyle aynı zamanda “Batı’nın değerleri” mitinin de çökmesi anlamına gelmektedir. Theodor W. Adorno’nun bir zamanlar ifade ettiği “Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz” sözü, günümüzde şu şekilde yeniden dile getirilebilir: “Gazze Soykırımı’ndan sonra Batı’nın değerlerinden bahsedilemez!”

Ancak şunu vurgulamak önemlidir, ABD ve Avrupalı devletlerin İsrail’e desteği büyük ölçüde kendi kamuoylarının muhalefetine rağmen gerçekleşmiştir. Gazze’de İsrail tarafından yürütülen soykırım, ABD, İngiltere ve Almanya’da iktidar partileri ve liderler değişmesine rağmen devam etmiştir. ABD ve Avrupa siyasetinin genel durumuna bakıldığında, Gazze Soykırımı karşısında yakın zamanda bu ülkelerden radikal bir politika değişikliği gelmesi pek olası görünmemektedir.

Buna karşın, Batı’nın önde gelen ülkelerinde ve dünyanın çeşitli bölgelerinde muhalefette ya da iktidarda olan bazı parti ve liderler, Gazze Soykırımı karşısında İsrail’e karşı net tavır almış ve tepki göstermiştir. Bu bağlamda birçok örnek mevcuttur:

ABD’nin önde gelen siyasetçilerinden ve senatörlerinden Bernie Sanders, Netanyahu hükümetinin savaş politikasına ve Gazze’deki soykırıma karşı çıkmış; ABD hükümetinin İsrail’e silah yardımlarını durdurması gerektiğini ifade etmiştir. Sanders ayrıca, “Bu savaş masum Filistinli kadınları, çocukları, yaşlıları kitlesel olarak öldürüyor. Bu bir savaş değil, bir toplu ceza ve soykırım niteliğinde” diyerek Netanyahu hükümeti karşıtı bir söylem ve politika benimsemiştir. Sanders, ABD siyasetinde ve Demokrat Parti içinde önde gelen bir figürdür ve ABD’nin en popüler senatörlerinden biridir. Demokrat Parti içinde Sanders ekolü yükselen bir akımı temsil etmektedir. Son yapılan New York Eyalet Meclisi seçimlerinde Sanders ekolünden gelen Zohran Mamdani’nin başarılı olması, Sanders ve ekibinin ABD siyasetindeki gelecekteki etkisi hakkında fikir vermektedir. Sanders ve siyasi müttefiklerinin ABD’deki Müslüman azınlığın destekçisi ve savunucusu olmaları da ayrıca önemlidir.

Sanders örneğinden daha radikal bir şekilde İsrail’e karşı tavır alan ve antisemitizm suçlamasıyla haksız yere İşçi Partisi’nden ihraç edilen eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn de önemli bir siyasetçidir. Corbyn, 2009’da İngiltere Parlamentosu’nda “Hamas ve Hizbullah’ı düşman olarak değil, dost olarak adlandırıyorum; çünkü şu an barış için bir fırsat var” diyerek Ortadoğu halkları ile diyaloğa açık bir siyasi tutum sergilemiştir. Corbyn, 2019’da Başbakan adayı olmuş; ancak seçimi Muhafazakâr Parti lideri Boris Johnson’a karşı kaybederek ikinci sırada tamamlamıştır. Corbyn seçimi kazansaydı, İngiltere’nin İsrail’e soykırım desteği vermesi neredeyse imkânsız olurdu.

ABD ve İngiltere’ye benzer bir örnek Fransa solunun önde gelen isimlerinden Jean-Luc Mélenchon’dur. Mélenchon, son parlamento seçimlerinde en çok oyu alan birleşik sol hareketin lideridir. 2022 seçim programında Fransa’nın resmen Filistin’i tanıması gerektiğini açıkça belirtmiştir. 2023 ve 2024’te Gazze’ye yönelik İsrail saldırıları sırasında Gazze’deki sivil kayıpları “savaş suçu” olarak nitelendirmiş ve Fransa’nın İsrail’e yönelik silah satışlarını durdurmasını istemiştir. Mélenchon ayrıca Netanyahu hükümetinin Gazze politikasını “etnik temizlik” olarak tanımlamıştır.

Bu örnekler çoğaltılabilir: İspanya Başbakanı ve Sosyalist Parti lideri Pedro Sánchez, İsrail’in Gazze’deki eylemlerine karşı net tavır almış ve İsrail’in savaş suçu işlediğini ifade etmiştir. Brezilya Devlet Başkanı ve İşçi Partisi lideri Lula da İsrail’i birçok kez soykırım yapmakla suçlamış ve İsrail’e karşı açıkça tavır almıştır. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro da İsrail’i soykırım yapmakla suçlayan ve tepki gösteren bir diğer sol liderdir.

Yukarıda adı geçen liderler ve partilerin ortak özelliklerinden biri, ya iktidarda olmaları ya da iktidarı kıl payı kaçırmış, güçlü muhalefet partileri ve liderleri olmalarıdır. ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde bu siyasetçi ve partilerin iktidara gelmesi, Gazze soykırımı ya da benzer insani felaketlerin Batı’nın iç siyaset kurumları üzerinden engellenmesini mümkün kılabilir. ABD önderliğindeki Batı emperyalizminin, Batı içi siyaset yoluyla önlenmesi imkânsız değildir, Batı’da böyle bir siyasi alan mevcuttur. Örneğin, Sanders ya da ekolünden gelen bir siyasetçinin ABD Başkanı olduğu bir senaryoda İsrail’in soykırım için destek alabilmesi pek mümkün görünmemektedir. Benzer şekilde Corbyn’in İngiltere Başbakanı olduğu bir senaryoda, İngiltere’nin İsrail’e destek vermesi neredeyse imkansızdır. Fransa’da Mélenchon’un başbakan veya cumhurbaşkanı olduğu bir diğer senaryoda benzer bir tablo oluşacaktır. Yakın zamanda New York Eyalet Meclisi üyeliğine Sanders ekolünden gelen Zohran Mamdani gibi Filistin yanlısı bir siyasetçinin seçilmesi, gelecek için önemli bir değişim işareti olarak değerlendirilebilir.

Özetle; Gazze Soykırımı karşısında İsrail’e karşı net tavır alan ve onun karşısında duran bir Batı ve dünya siyaseti mevcuttur. İsrail’in saldırganlığına, soykırımına ve Ortadoğu’yu kaosa sürüklemesine karşı Müslüman dünyadaki iktidarlar son derece cılız tepkiler vermiştir; hatta İsrail ve ABD ile iş birliği yapanlar dahi mevcuttur. İsrail karşısında Gazze Soykırımı’nı durdurmaya çalışan, Batı emperyalizmine direnme amacı güden Müslüman ülke siyasetçileri, sivil toplum kuruluşları, medya ve akademi dünyası; bu yazıda bahsedilen siyasetçi ve siyasi hareketlerle güçlü ilişkiler kurmalıdır. Bu gibi ilişkilerin gelişmesi, daha adil ve barışçıl bir dünyanın inşası için yeni fırsatlar yaratacaktır.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale