Dünya ve İslam

 

Siyonist Otoriterlik ABD’de Nasıl Kurumsallaşıyor?

Share

Ester Projesi 

Amerikan siyasetinde son yıllarda şahit olunan en tehlikeli gelişmelerden biri, antisemitizmle mücadele söyleminin araçsallaştırılarak ifade özgürlüğü ve siyasal muhalefetin bastırılmasıdır. 

Özellikle Donald Trump yönetimi ve Trump’a ideolojik destek veren muhafazakâr çevreler, antisemitizm kavramını Siyonist projeleri dokunulmazlaştırmak için yeniden tanımlamakta ve muhalif sesleri hedef almaktadır. Bu süreçte öne çıkan örneklerden biri, Trump’a yakınlığı ile bilinen Heritage Foundation tarafından geliştirilen ve 2025 yılında kamuoyuna sızan Ester Projesi’dir.  

İsmini antik çağlarda Yahudileri kurtaran Kraliçe Ester’den alan bu proje, günümüz Filistin dayanışma hareketlerini birer “tehdit” olarak kodlamakta ve demokratik haklara yönelik sistematik bir saldırının zeminini oluşturmaktadır. “Ester Projesi”, yalnızca Filistinlilerin hak mücadelesine değil, aynı zamanda ABD’deki ‘siyasal ve akademik özgürlüklere’ de ciddi zararlar vermektedir. 

Dolayısıyla, Trump döneminde Siyonist otoriterliğin yükseldiği, Ester projesi ile kurumsallaştığı ve antisemitizmin araçsallaştırılarak ‘Amerikan düşünce özgürlüğü’nü tahrip ettiği ifade edilebilir. Siyonist otoriterlerik Trump döneminde güç kazanarak ABD’nin Filistinlilere ve Filistin yanlısı sivil protestolara karşı cadı avı başlatmasına neden olmuştur. 

Ester İsminin Siyasi Kullanımı ve Modern Amerikan Siyasetinde Anlamı

“Ester Projesi”, 2025 yılında kamuoyuna sızan ve Donald Trump yönetimine yakınlığıyla bilinen Heritage Foundation tarafından geliştirilen stratejik bir belgedir. İsmine bakıldığında, rastgele bir tercih yapılmadığı açıkça görülmektedir: İncil’deki Kraliçe Ester figürü, antik Pers İmparatorluğu’nda Yahudi halkını soykırımdan kurtaran kahraman olarak anılan bir karakterdir. Ancak bu figür, Amerikan sağında uzun süredir farklı bir işlev üstlenmiştir: Kraliçe Ester, “kutsal savaş” metaforu üzerinden modern tehditlere karşı (özellikle Filistin yanlısı hareketlere) mücadeleyi meşrulaştırmak için kullanılagelmiştir. 

Bu isim tercihi, Ester Projesi’nin arkasındaki ideolojik motivasyonu anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir. Trump yönetimi ve Trump’a ideolojik destek veren Hristiyan milliyetçi gruplar, Ester Projesi üzerinden, Filistin destekçisi aktivistleri ve akademisyenleri antik çağdaki Haman gibi bir tehdit olarak konumlandırmakta ve bu tehdide “müdahale” edilmesi gerektiği mesajını vermektedir. 

Böylece, Amerikan kamuoyunda “günümüzün Yahudi düşmanları” olarak kodlanan Filistin dayanışma hareketlerine karşı meşru bir bastırma operasyonu zemini hazırlanmıştır. Bu tercihin modern siyasetteki anlamı açıktır: İsrail’e yönelik her türlü eleştiriyi antisemitizmle eşitleyerek, sadece Filistinlilerin hak mücadelesini değil, daha genel bir demokrasi ve ifade özgürlüğü kültürünü de baskı altına almak. Kraliçe Ester figürünün böyle bir projede kullanılması, dini mitolojinin siyasal baskı araçlarına dönüştürülmesinin tipik bir örneği olarak ortaya çıkmaktadır. Dahası, bu tercih, antisemitizmin tarihsel anlamını tahrif etmekte ve antisemitizmi gerçek tehdidi olan beyaz üstünlükçü yapılardan uzaklaştırarak, tamamen Filistinli ve sol-sosyal adalet hareketlerine yöneltmektedir.

Antisemitizmin Araçsallaştırılması 

Projesi Ester bağlamında antisemitizmin nasıl araçsallaştırıldığını en iyi ortaya koyan isimlerden biri, Stanford Üniversitesi’nden Joel Beinin olmuştur. Beinin, International Holocaust Remembrance Alliance/Uluslararası Holokost Anma İttifakı (IHRA) tarafından öne sürülen ve Trump yönetimi tarafından da benimsenen antisemitizm tanımını açıkça reddetmiş ve bunun ifade özgürlüğüne doğrudan bir saldırı olduğunu belirtmiştir. Ona göre, IHRA tanımı, İsrail’in apartheid, sömürgecilik ve soykırım politikalarını tartışmayı bile otomatik olarak antisemitizm kategorisine sokarak eleştirel akademik faaliyeti kriminalize etmektedir.

 Beinin’in analizi, antisemitizmin tarihsel köklerine dayanmaktadır. Antisemitizm, Yahudilere yönelik sistematik ayrımcılığı ve nefreti ifade etmektedir. Ancak günümüzde, bu kavramın Siyonizm’i ve İsrail’in askeri politikalarını eleştiren her türlü sesi susturmak için kullanılması, antisemitizme karşı gerçek mücadeleyi de imkânsızlaştırmaktadır. Beinin gibi akademisyenler, antisemitizmin araçsallaştırılmasının hem Yahudilerin iç çoğulluğuna zarar verdiğini hem de antisemitik komplo teorilerini yeniden ürettiğini vurgulamaktadır.

Özellikle dikkat çekici olan, Beinin’in İsrail’in kuruluş sürecini ve sonrasını bir yerleşimci-sömürgeci proje olarak tanımlamasıdır. Ona göre, İsrail’in yapısal ırkçılığı ve Filistinlilere uyguladığı sistematik ayrımcılık, sadece bir “çatışma” değil, sömürgeci bir tahakküm ilişkisinin tezahürüdür. Bu tür tarihsel ve sosyolojik analizlerin IHRA gibi siyasi araçlar kullanılarak susturulmaya çalışılması, yalnızca akademik özgürlüğe değil, aynı zamanda antisemitizmle ciddi bir şekilde mücadele edilmesine de zarar vermektedir. Beinin’in ihlallerine dikkat çektiği bu mekanizma, bugün Amerikan üniversitelerinde, özellikle de Ester Projesi gibi girişimlerle açık bir baskı ve sansür aracı haline getirilmiştir. Protesto hakkı, akademik tartışmalar ve eleştirel düşünce, sözde antisemitizmle mücadele adı altında bastırılmaktadır.

Ester Projesi ve ‘Amerikan Demokrasi Şöleni’

Ester Projesi’nin önerdiği yöntemler, klasik faşist baskı tekniklerinin modern Amerikan bağlamına uyarlanmış hâlidir. Filistin yanlısı protestocuları doğrudan “terörist destekçisi” olarak tanımlamak, Amerikan iç hukukunu aşındırmakta ve göçmenlik yasaları, RICO (Racketeer Influenced and Corrupt Organizations Act/ Örgütlü Suçlarla Mücadele Yasası) gibi cezai düzenlemeler üzerinden siyasi baskıyı kurumsallaştırmaktadır. 

Üniversitelerin araştırma fonlarının kesilmesi (Columbia, Harvard), uluslararası öğrencilerin sınır dışı edilmesi (Mahmut Halil, Rümeysa Öztürk), akademisyenlerin fişlenmesi ve görevden alınmaları (Cemal Kafadar) gibi uygulamalar, doğrudan bir McCarthyci atmosferin yeniden tesis edildiğini göstermektedir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetlere sempati duyan, onlarla çalışanları fişleyen ve damgalayan McCarthycilik, Siyonist etki altında yeni vücut bulmuş ve Trump döneminde Filistinlilere yönelik cadı avı başlatarak Yeni McCarthycilik inşa edilmiştir. 

Daha da çarpıcı olan, Ester Projesi’nin antisemitizmin gerçek kaynaklarını —özellikle beyaz üstünlükçü, Hristiyan milliyetçi grupları— göz ardı etmesidir. FBI gibi iç güvenlikten sorumlu bürokratik kurumların ve Anti-Defamation League (ADL) gibi ‘antisemitizmle’ ve her türlü nefret söylemiyle mücadele etmeyi amaçladığını iddia eden kuruluşların verileri, antisemitik saldırıların büyük kısmının aşırı sağ kaynaklı olduğunu göstermesine rağmen, Ester Projesi tüm dikkatleri Filistin yanlısı hareketlere yönlendirmiştir. 

Böylece antisemitizmin gerçek toplumsal ve politik dinamikleri karartılmış, sahte bir “İsrail karşıtlığı=Yahudi düşmanlığı” denklemi dayatılmıştır. Bu süreç sadece Filistinlilere ve destekçilerine değil, aynı zamanda siyahi, Latin kökenli ve Yahudi sosyal adalet savunucularına da zarar vermiştir. Jewish Voice for Peace, IfNotNow gibi Yahudi örgütlerin bile “Hamas destekçisi” olarak etiketlenmesi, Siyonist ideolojinin ABD içindeki ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı tüm hareketlere karşı bir baskı aracı haline geldiğini kanıtlamaktadır.

Sonuç olarak Ester Projesi, Amerikan toplumunun düşünce özgürlüğü, protesto hakkı ve akademik özerklik gibi temel demokratik değerlerini hedef almıştır. Bu proje, ABD içinde yalnızca Filistin dayanışmasını değil, daha geniş bir demokratik direnişi bastırmayı amaçlamaktadır. Ester Projesi, antisemitizmle mücadele kisvesi altında, İsrail’e yönelik her türlü eleştiriyi kriminalize eden ve ABD’deki ifade özgürlüğüne yönelik ciddi tehditler barındıran bir girişimdir. 

Kraliçe Ester’in tarihsel figürünü kullanarak modern bir “tehdit söylemi” üretmiş, böylece Filistinlilerin hak mücadelesini bastırmayı meşrulaştırmıştır. Ancak bu süreçte antisemitizmin gerçek kaynakları göz ardı edilmiş, akademik özgürlük ve eleştirel düşünce alanları ciddi şekilde aşındırılmıştır. Dolayısıyla Ester Projesi yalnızca Filistin dayanışmasını bastırmaya dönük otoriter bir girişim değil, aynı zamanda ABD’nin iç siyasal düzenini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen, tehlikeli bir ideolojik dönüşüm projesidir. 

Siyonizm’in beyaz üstünlükçü yapılarla kurduğu stratejik ittifak, yalnızca Filistinlilere yönelik bir bastırma mekanizması değil; aynı zamanda antikoloniyal, ırkçılık karşıtı ve sosyal adalet temelli tüm hareketlerin hedef alınmasına yol açmaktadır. Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte bu otoriter eğilimlerin devlet politikası haline gelme riski ciddi ölçüde artmıştır. 

“Ester Projesi”, antisemitizme karşı mücadele iddiası altında yürütülse de aslında antisemitizmin tarihsel anlamını tahrif ederek eleştirel düşünceyi susturan yeni bir McCarthycilik dalgasını temsil etmektedir. Akademik özgürlük, ifade hakkı ve protesto kültürü, “Hamas destekçiliği” gibi kriminalize edici etiketlerle baskı altına alınmakta; bu ise ABD demokrasisinin temel taşlarını zayıflatmaktadır. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale