Esad rejiminin devrilmesinin yıldönümünde Suriyelilerin geri dönüşüne yönelik söylemlerin yeni bir boyut kazandığına ve Suriyeli sığınmacıların yoğun olduğu ülkelerde yeni politika ve yaptırımların gündeme geldiğine şahit oluyoruz. Görünürde oldukça empatik ve barışçıl bu hareketlenmeler gerçekte uygulanabilirliği tartışmalı olan bir şeyi normalleştirmeye çalışıyor: gönüllü ve güvenli geri dönüş.
Esad rejiminin düşmesinin hemen ardından, hem Türkiye’de hem de dünyada Suriyelilere yönelik yükselişte olan mülteci karşıtlığının yeni bir söyleme büründüğüne şahit olduk. Önceden açıkça ‘‘geri gönderelim’’ söylemi hakimken, Esad zulmünün son bulmasıyla bu ifade daha yumuşatılmış bir biçimde ‘‘geri dönüşe zorlamayalım ama destekleyelim’’ şeklinde dile getirildi. Elbetteki bu dönüşüm dildeki bir incelmeden ibaret değil; ulus-devletlerin göç baskısını azaltma çabaları, politik aktörlerin seçim stratejileri ve kamuoyunun yönlendirilmesi çabaları ve geri dönüşü hızlandırmayı hedefleyen bir dizi yeni politikayla yakından ilgili.
Suriye iç savaşının başladığı 2011’den bu yana 14 milyonun üzerinde Suriyeli’nin yerinden edildiği ve yaklaşık 7 milyonunun farklı ülkelere iltica ettiği kaydediliyor. UNHCR’ın 2025 verilerine göre Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi komşu ülkeler 4 milyonun üzerinde Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, Avrupa ülkeleri ise, çoğunluğu Almanya’da yoğunlaşan bir dağılımla, bir milyona yakın Suriyeliyi barındırıyor. (UNHCR, 2025).

Türkiye ise 3 milyona yakın bir sayıyla dünyada en geniş Suriyeli sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yapan ülke olarak ön plana çıkıyor. 2021 yılında bu sayı en üst seviye olan, 3 milyon 737 bine ulaşmış, bu tarihten sonraysa giderek azalmıştı. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 27 Kasım 2025’te güncellemiş olduğu verilere göre şuanda Türkiye’de geçici koruma statüsünde bulunan Suriyelilerin sayısı 2 milyon 370 bine düşmüş durumda (Göç İdaresi Başkanlığı, 2025).

8 Aralık 2024’te Esad rejiminin düşüşü büyük bir heyecan yaratmakla birlikte, gündeme gelen ilk konulardan birisi Suriyeli mültecilerin geri dönüşü olmuştu. İlk birkaç aylık süreçte yayınlanan medya ve haber içerikleri hem çok ilgi çekti, hem de yeni bir algı yarattı: ‘‘Savaş bitti, Suriyelilerin geri dönüşü başladı.’’ Çoşkulu kutlama kareleri, kameraya el sallayan, gülen yüzler ve heyecanlı çocukların bulunduğu video içeriklerine, ilk kez ne zaman ülkelerinden ayrıldıklarından ve geri dönüş planlarından bahseden göçmenlerin anlatıları eşlik etti. ‘‘İlk fırsatta ülkeme geri döneceğim’’ ‘‘her şey çok iyi olacak, umutluyum’’ ‘‘Türkiye’ye teşekkür ederiz, artık dönüyoruz’’ diyen insanların coşkulu anlatıları içerisinde umut, sevinç ve geri dönüş heyecanı özellikle parlatıldı.

Göç İdaresi Başkanlığı bu süreçte titiz bir çalışma yürüttü. Bir yandan Suriyeli göçmenlerin yoğunluklu olduğu illerde gönüllü geri dönüş için koordinasyon noktaları ve sınır kapılarında kapasite artırımları yaparken, diğer yandan bu süreci ‘‘Gönüllü, onurlu, güvenli ve düzenli geri dönüş’’ söylemi etrafında kurgulayan bir kampanya ile destekledi. Son bir yılda geri dönüşlerin hızlandığı ve sınır kapılarında büyük yoğunlukların yaşandığını vurgulayan video içerikler ve veriler yayınlandı. ‘’13 yılın ardından binlerce insan Türkiye’nin ev sahipliğinde geri dönüyor’’ ‘’Kayıttan ulaşıma her detay insan onuruna uygun şekilde planlanıyor’’ ‘‘Gönüllü, onurlu, güvenli ve düzenli bir geri dönüş başlıyor’’ ‘‘Aynı gökyüzü, yeni umutlar’’ gibi retorik ifadeler kullanıldı.
Peki böyle bir geri dönüş gerçekten var mı veya mümkün mü?
Kampanyalar akın akın bir geri dönüş yaşandığı imajı yaratırken, sahaya baktığımızda bu söylemin büyük ölçüde sembolik kaldığını görüyoruz. Ortaya konan görüntüler bir geri dönüş dalgası algısı yaratıyor ancak gerçekte yaşananlar çok daha sınırlı, parçalı ve belirsiz bir manzaraya işaret ediyor.
Öncelikle Suriye’ye geri döndüğü kaydedilen göçmenlerin bir kısmının ülkelerine yaptıkları ziyaretten sonra tekrar Türkiye’ye döndükleri ve bu şekildeki dönüşlerin sayısının tam olarak bilinemeyeceği kaydediliyor. Zira geri dönen göçmenlerin ne kadarının kalıcı olarak Suriye’de kalmak niyetiyle hareket ettiğini takip etmek kolay değil.
Diğer yandan bu alandaki çalışmalar, geri dönüşlerin savaş ve kriz durumları sonrasında ülkelerin yeniden inşası için çok elzem olmakla birlikte, bireysel olarak geri dönüş kararlarının sadece köken ülkenin çağrısına ya da ev sahibi ülkelerin geri dönüşleri teşvikine bağlı olmadığını gösteriyor. Özellikle, ev sahibi ülkeye yakın bir tarihte göç etmiş, uyum konusunda umut taşımayan ve geride bıraktıklarına duydukları özlem baskın olan göçmenler, savaşın sona ermesinin hemen ardından geri dönüş eğilimi gösterirken; savaşın bitmiş olmasına rağmen belirsizliklerin devam etmesi, ciddi altyapı sorunları, ekonomik krizler ve toplumsal güvenliğin tam olarak sağlanamaması gibi baskılar büyük bir göçmen nüfusunu daha rasyonel bir karar vermeye; bekleyip gidişatı gözlemeye yöneltiyor. (Algül, 2019; Bilecen, 2022; Küçükakbulut, 2025)
Türkiye’de Göç İdaresi Başkanlığı’nın Kasım ayı başında açıkladığı verilere göre devrimden sonraki ilk bir senede 550 bin Suriyeli göçmenin geri dönüş yaptığı kaydedilmiş durumda (Göç İdaresi Başkanlığı, 2025). Komşu ülkelerden vatanlarına geri dönüş yapan Suriyelilerin toplam sayısı ise 1,2 milyonu aşıyor (UNHRC, 2025). Elbette geri dönüşlerin sürmesi ve bu sayıların artması bekleniyor. Henüz dönmek konusunda somut bir adım atmamış olsa da kısa ve uzun vadede vatanına dönme niyeti taşıyan Suriyeli göçmenlerin sayısında Aralık 2024 itibariyle keskin bir artış gözlemlenmişti. Devrim öncesinde dönmeyi düşünenlerin sayısı %2 iken, 2025 Ocak ayında bu veri %27 olarak ölçülmüştü (UNCHR, 2025).
Zorunlu Gönüllülük
Suriye’deki mevcut durumun belirsizliği, ekonomik koşullar, aile ve vatan özlemi, ev sahibi ülkelerde maruz kalınan ayrımcılık ve şiddet gibi birçok faktörü birlikte değerlendirip makul bir karar vermeye çalışan Suriyeli göçmenleri endişeye sürükleyen politika ve yaptırımlar da sürece farklı bir açıdan dahil oluyor. Dünya genelinde yükselen ‘‘Suriyeliler için geri dönüş vakti geldi’’ algısına otoriteler yeni yaptırım ve politikalarla katkı sağlıyor.
19 Eylül 2025’te Department of Homeland Security (DHS) ABD’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin geçici koruma statüsünün kaldırılmasına ilişkin bir karar almış ve bunun 21 Kasım 2025 itibariyle yürürlüğe konulmasını planlamıştı. Manhattan’daki federal mahkemenin itirazı sonrası karar askıya alınmış olmakla birlikte, yürürlüğe konması durumunda 6000’in üzerinde Suriyeli göçmeni etkileyeceği konuşuluyor.
Türkiye’de de uygulamada olan geçici koruma programı (Temporary Protection Status-TPS) savaş, iç çatışma veya büyük afetler nedeniyle kendi ülkelerine döndüklerinde ciddi tehlike altında olacak bireylerin, vize şartı aranmaksızın ev sahibi ülkede kalabilmelerine, çalışma imkânına erişmelerine ve belirli temel haklardan yararlanmalarına olanak tanıyan bir göçmen programı. Suriyelilere yönelik Geçici Koruma Statüsü ABD’de ilk kez 2012 yılında Barack Obama tarafından yürürlüğe konulmuştu. Ocak ayından bu yana, Donald Trump’ın yönetimi TPS’yi hedef almış almış durumda. Venezuela, Afganistan, Kamerun, Nepal, Honduras, Nikaragua’dan sonra, şimdi de Suriye’den gelen göçmenlerin koruma statüsünü iptal etmeye çalışıyor. Bu girişimlerin gerekçeleri arasında ‘’olağanüstü koşulların ortadan kalktığı’’ ‘’geçici koruma statüsündeki göçmenlerin ülke genelinde huzursuzluk yarattığı’’ ‘‘suça karıştığı’’ gibi iddialar yer alıyor.
Avrupa’da da durum farklı değil. Geçici koruma programlarıyla ilgili henüz somut bir adım atılmamış olmakta birlikte Almanya gibi yoğun göçmen nüfusu barındıran ülkelerde geçen bir yıllık süre içerisinde geri dönüşü teşvik etme dilinin yerini tehditvari söylemlere ve sınırdışı politikalarına bıraktığı görülüyor. Özellikle Almanya’da hükümet ülkede ikamet eden Suriyeli göçmenlere yönelik baskıyı ve sınırdışıları artırmayı istiyor. Almanya başbakanı Friedrich Meertz’in ‘‘Suriye’deki iç savaş sona erdi. Artık Almanya’da sığınma için hiçbir sebep yok. Bu nedenle sınır dışı etmelere de başlayabiliriz’’ şeklindeki çıkışı parti içerisinde tartışmalara sebep olmuş, Dışişleri Bakanı Johann Wadephul yaptığı Suriye ziyaretinden sonra geri dönüş sürecinin hızlandırılmasının zor olduğunu, henüz geri dönüşleri karşılayacak bir altyapının bulunmadığını söylemişti.
Buna karşın Mertz, Suriyelilerin ülkelerini ayağa kaldırmak için dönmeye gönüllü olduklarını, Almanya’nın da bu konuda onları destekleyeceğini, hatta Ahmed Şara’yı ‘’Almanya-Suriye ilişkilerini’’ ve ‘’Suriyelilerin geri dönüşünü’’ konuşmak için Almanya’ya davet ettiğini söylemişti. Hükümet öncelikli olarak suça karışmış ve aşırılıkçı davranışlarda bulunduğu tespit edilen Suriyelilerin sınırdışı edilmesini planlıyor. Bu kapsamda Suriye ile bir mutakabatın imzalanması da gündemde. Yeni iltica başvurusu almayı zaten durdurmuş olan Almanya, geçtiğimiz bir yılda başvuruların yalnızca %0.8’ine onay vermiş. (BBC Türkçe, 2025)
Türkiye’de ise gönüllülük esasına dayandırılan geri dönüş kampanyaları devam ederken geçtiğimiz günlerde geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli göçmenlerin sağlık hizmetinden ücretsiz yararlanma hakkının kaldırıldığıyla ilgili yeni bir karar yayınlandı. Sağlık hizmetinden yararlanmak isteyen tüm Suriyeli sığınmacıların SGK’ya ödeme yapmasını gerektirecek olan yeni düzenlemede ödeme gücü bulunmayan sığınmacıların yaptıkları ödemelerin geri iade edileceği bir sistem kurulmuş durumda. Geçici koruma statüsünde bulunan 2 milyonun üzerindeki Suriyeli göçmeni ilgilendirecek olan bu karar göçmenler üzerinde dolaylı bir geri gönüş baskısı kurma potansiyeli taşıyor.
Sonuç olarak geçtiğimiz bir yıl içerisinde Suriyeliler için geri dönüş bir paradokstan öteye gidemedi. Suriye’nin ayaklanması, yeniden inşası için ciddi bir insan gücüne, dolayısıyla, dünyanın dört bir yanına dağılmış olan vatandaşlarının geri dönüşününe ihtiyacı var. Diğer yandan bu geri dönüşleri karşılayacak altyapıya sahip değil, halihazırda yapılan geri dönüşler var olan kapasiteyi doldurmuş durumda. Ülkede ciddi bir konut ve kira krizi yaşanıyor, yaşam maaliyetleri çok yüksek, alım gücü ise düşük. Diğer yandan İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları ve yaşanan mezhep kaynaklı çatışmalar şiddet ortamını devam ettiriyor.
Böylece geri dönüş, Suriye’nin yeniden inşası için kaçınılmaz bir ihtiyaç hâline gelirken; ev sahibi ülkelerde güçlenen dönüş söylemi ve politikalarla birlikte, Suriyeliler için geri dönüş kararı umut ve korku arasında sıkışıp kalıyor.
Kaynaklar
Algül, Ö. (2019). Pursuing peace: The return of Bosnian war refugees from “paradise lands” to “home” (Master’s thesis, Utrecht University, International Development Studies).
Küçükakbulut, E. (2025). Suriye Türkmenlerinin iç savaş sonrası geri dönüş eğilimleri. UPA Strategic Affairs, 6(2), 3–26.
Bilecen, T. (2022). To stay or to return? A review on return migration literature. Migration Letters, 19(4), 367–385. https://doi.org/10.33182/ml.v19i4.2092
BBC Türkçe. (2025, November 17). Almanya Suriyelileri geri göndermeye mi başlıyor? BBC News Türkçe. https://www.bbc.com/turkce
Şeyda Karabatak Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünden 2020’de mezun olmuş ve İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji bölümünde “Changing Experiences of Marriage and Masculinity in Turkey: Turkish Men’s Transnational Marriages to Indonesian Women in the Black Sea Region” başlıklı tezini 2023 yılında tamamlamıştır. Şuanda Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsünde Ortadoğu Sosyolojisi ve Antropolojisi Doktora Programında çalışmalarını sürdürmektedir. Akademik ilgi alanları sosyal antropoloji, toplumsal cinsiyet ve erkeklik, Ortadoğu sosyolojisi, post-kolonyal teori ve etnografik araştırma yöntemleri üzerine yoğunlaşmıştır.

